İBRAHİM DİKYAR ABİ VEFAT ETTİ

İbrahim Dikyar Abi vefat etti. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin. 

Yoğun temasımız 2000’lerin başında başlamıştı. Biz mealle ilgili bir çalışma yürütüyorduk, o da grafik denildiğinde akla gelen en önemli isimdi. Ciddiydi. Detaycıydı. İşin, kanıksanmış bir rotaya girinceye kadarki en önemli takipçisiydi. Montaj mutfağında geleneğin ve kurumsal birikimin buluştuğu adres olmak hasebiyle çoğu kimsenin kesişme noktasıydı.

Yok zamanların adamıydı İbrahim Ağabey. Kimse yokken var olanlardandı. Uzun zaman olmuştu İstanbul’a geleli. Çekirdekten yetişenlerdendi. Meraklıydı hep. Sürekli öğrenenlerdendi. Topkapı piyasasında tanınan eğlenceli bir simaydı. Espriliydi zira. İlk defa duyacağınız eğlenceli ama çoğu yaşanmış bilgiyi onda bulabilirdiniz. Hiçbir konuşmanız olmasın ki size espriyle karışık nükteli bir cümle kurmuş olmasındı…

Sabırlıydı. Her ne kadar kendisini ifade ederken celalli daha doğrusu işine ciddi gözükse de sabırlıydı. Olması gereken olana kadar yılmadan çalışırdı. Gecenin saat on veya on birinde işten ayrıldığına çok şahit olmuştuk. Bazen uzun geceler işin sona ulaşmasında, -karar vericilerin kararının netleşmesine kadar- son nokta konuluncaya kadar bekleyen adamdı o.

Zaman zaman ya o gelir veya ben yanına giderdim. Muhabbet ederdik. Birbirimizi anladığımızı düşünürdük. Esprilerimiz yarışırdı çoğu kere, ama biz onların altında söylemek istediğimizi söyler, anlamak istediğimizi anlardık.

Herkesle irtibatı vardı. Oturduğum mahalleden tanıyanlar selam söyler, o, bilmem hangi zaman söylediği deniz/kum muhabbetini hatırlatmamı sipariş ederdi… Bir gün cami çıkışı karşılaşır, aktarılanları/anlatılanları hatırlatır, gülerdik mahalle sakinleri. Onun yanından mutsuz ayrıldığımı hatırlamam hiç.

En dertli zamanlarında bile bir esprisi, muhabbeti kuracak güzelliği, can sıkıntınızı giderecek sözü olurdu. 

Kısa zaman önce bir Isparta seyahatimiz oldu. Sav’lıydı kendisi de. Dağlı yollardan gelmiştik. Yol boyu bildiği yerleri anlattı. Bilmediklerini sordu. Isparta’da işimiz bittiğinde, “Size başka bir rota çizeceğim” dedim; Çam Dağına gidiyoruz. 

Sevindi. Mutlu oldu. Uzun zaman olmuştu oraya gitmeyeli onun için. Eski adamdı. Her zaman hazırlıklıydı. Yola çıkmadan önce, “O iş bizde” dememize rağmen, kendisince yol hazırlığı yapmayı ihmal etmemişti. Bu tedbirli haline sebep olan bir hadise de anlatmıştı; nasıl aç kaldıklarıyla alakalı…

Çam Dağına çıkarken, illa bir karpuz aldı; oradan ayrılırken de çiçekleri için toprak. “Sıkıca bağlarım poşetin ağzını” dedi, “Araba kirlenmez…”

Eski binanın terası onun hobi bahçesi gibiydi. Fakat öğlen yemeklerinden hemen önce çoğu kimsenin uğrayıp biber alıp yemeğe indiği yerdi aynı zamanda. Bitkilerle uğraşmak çok önemliydi onun için. Küçük bir Hollanda’ydı İbrahim Abi. Bir kâse, bir de toprak yeterdi ona. İlla hayata dair bir hareket olurdu. Hayatın tezahür ettiği bir canlı onun elinde can bulurdu. Canı orada bulurdu. Toprak onun dert arkadaşıydı.

Çam Dağının son halini gördüğü o seyahatimizde teşekkür etmişti. Orada yaşadığı güzel atmosferin etkisi her halinden belliydi. Onu öyle görmek bizi de sevindirmişti. Uzun zamandır böyle bir yolculuk da yapmamıştık.

Yol boyu altı rakamı, çeşitli vesilelerle hatırlayıp gülmemize sebep olmuştu. Isparta’ya giderken alınan çıktılar için sayfa düzenlemelerinde altıncı sayfa eksik kaldığı için çalışma oturmamış, bu da hem gecikmeye hem işin aksak kalmasına sebep olmuş, o da ciddi haliyle ve mükemmeliyetçi duruşuyla çıkışmıştı. 

Altı deyip güldük. Altmış dedik, üzüldük. Altmış yaşındaydı İbrahim Abi.

Ecel birdir, değişmez. Sebepler bahanelerdir. Demek vade dolmuş. Allah rahmet eylesin. Mekanını cennet, makamını âli kılsın.

Bugün bir kez daha düşündüm, hatta sesli düşündüm. Hastaneye giderken arabadaki arkadaşlara da söyledim. Birbirimizi illa vefattan sonra görmeyelim. İyi taraflarımızı illa öldükten sonra laflamayalım. Yaşarken de “en takdir edici yoldaş” ifadesiyle yaklaşalım birbirimize. Birbirimizi fark edelim. 

Yazmasam olmazdı. Nihayetinde yazdıklarım yaşadıklarımdır. 

Sana dair daha çok cümleler kurmak isterim İbrahim Abi. Senin vasıtanla alınmış dersleri bir bir sıralamak da isterim. Ama her şey yazıyla olmuyor. Şimdilik içimde buruklukla beraber karnımı sancıtan sızıyla hissetmek yeterli… 

Yerini senin gibi doldurmak -kimse için- kolay değil…

Allah hizmetlerini makbul eylesin. 

2 Comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s