ÇOCUKLARIN SEVİYESİNE ÇIKMAK

13.sünü icra ettiğimiz “Dergi Günleri” dün itibariyle başladı. Bununla alakalı çok şey anlatılabilir ama ben önemli bir detaya değinmek istiyorum. 

Bu seneki Dergi Günlerinin teması “Mevlâna İdris”. Buna binaen dün saat 14.00’te, benim de konuşmacı olduğum bir anma programı, bir panel icra ettik. Katılımcılardan Sadettin Acar Mevlâna İdris’in hayatından şöyle bir cümle aktardı: 

“Çocukla temas kurmayı, çocuğun seviyesine inmek olarak görmüyordu asla. Çocuğun seviyesine çıkmak olarak algılıyordu meseleyi ve bunda çok samimiydi. Çocuğa tenezzül etmek değil, çocukluğa doğru yükselmek, oraya doğru çıkmak olarak anlıyordu. Çocuklara öğretmeye çalışmıyordu. Büyükleri çocuklardan öğrenmeye ve onların tertemiz dünyalarına girmeye davet ediyordu. Çocuklara yazıyordu ama büyüklere söylüyordu.”

Evet, çocukların seviyesine inmek değil, onların seviyesine çıkmak lazım, diyordu. Ve bunu bir şiirinde, “Bir kum tanesiyim ama çölün derdini taşıyorum” diyen Mevlâna İdris söylüyordu. Bu cümlenin derin ve anlamlı olduğuna kani olmuşluğumla tekrar anlamaya dahası hissetmeye çalıştım.

Tekrar ettim cümleyi, “Ben çölün derdini taşıyan kum tanesiyim; diyorum ki çocukların seviyesine çıkın. Onların saf ve temiz halini görerek kendinizi hatırlayın ve uzaklaştığınız o saf ve temiz hale tekrar yaklaşmaya çalışın.”

Ne güzel değil mi?

“Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.”[1]hadis-i şerifini hatırlatan Mevlâna İdris’in şu, “Çocukların seviyesine çıkmak lazım” kısa ama uzun cümlesi dolandı durdu zihnimde…

Her insan, ahsen-i takvimde yaratılmıştır. Sıfırında mükemmellik vardır. Hayata başladığı andan itibaren, başladığı bu güzellikten daha ileriye gidebileceği, kabiliyetlerinin inkişaf etmesiyle birlikte potansiyelinin iyi cihette ortaya çıkacağı gibi, yanlışa yönlendirilir, ortamı bozulursa sıfırın altına düşerek bütün safiyetini kaybedip değeri de düşecektir.

Tuhaf değil mi, (dünyanın haliyle bakınca) büyüdükçe bozulan bir varlık olmak?

Sizin de, çocuğunuzun doğumundan itibaren gözlemlediğiniz / yaşadığınız süreçlerin aslında kendi hayatınızın bir yansıması, kendinizi tanımanın adı olduğunu düşündüğünüz oldu mu hiç? Zira insan belirli bir yaşa kadar kendisi hakkında pek bir şey bilmez. Lakin çocuğunun hayatında gözlemlediği -çocuğunun kendisine ayna olmasından bahisle- kendisidir aslında.

Diğer taraftan siz neyseniz çocuğunuz da odur?

Ya da çocuğunuzun nasıl olmasını istiyorsanız, öyle olun. O, zaten siz olacaktır. Sizin adımlarınızı takip edecektir.

Yani çocuğumuz bizi takip ederken, biz de onu takip etmeliyiz. Saflığı, temizliği, özgün ve özgür olmayı, net ve kararlı olmayı keşfetmeliyiz/hatırlamalıyız. Dahası bunları yaparken hesapsızlığı, hasbiliği yakalamalıyız…

Biraz çocuklaşmalıyız…

Konuşmalar devam ettikçe gördük ki Mevlâna İdris çocukların potansiyelindeki adamlara hitap ediyor, onlara “Adamlarım” diyordu; büyüklerin de içindeki çocuklara/ saf yönlerine hitap ediyor “Bayım” diyordu.

En çok da anayasasından bahsettiriyordu ki, ortamın verdiği güzellik ve gelen güzel çayla şu cümle ağzımızda buruk bir tat bırakarak paneli bitirdik: 

“İyi çay demleyemeyen kahvehanelerin ruhsatı iptal edilir.”


[1] Buhari, Cenâiz 92; Ebu Davut, Sünne 17; Timizi, Kader 5

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s