PENCEREDEN BAKMANIN FAYDALARI

Yazacağım mesele sağlıkla ilgili. Bugün bununla alakalı ilgi çekici birkaç yazıya denk geldim. Başlığı ilginç sağlık tavsiyeleri de yapabilirdim ama halihazırdaki daha iyi gibi geldi, ben de öyle yaptım. Her neyse…

Efendim, adamın birisine sormuşlar, “Nasıl böyle dinç ve sağlıklı kalabiliyorsunuz?” diye. Soru normal olmakla beraber, cevap alışık olduğumuz türden değil. Cevaben demiş ki adam: “Ben, her gün pencereden dışarıya bakarım.”

“E,” demişler; “biz de bakarız da konumuzla ne alakası var?” adam gülümseyerek devam etmiş, sabırsız tayfanın konuşma şehveti ve sözünü kesme edepsizliğine aldırmadan. 

“Dışarıdaki havanın durumu nasıl olursa olsun, yadırgamam. Hava nasılsa öylece kabul ederim. Bana göre olumsuz gözüken yönler varsa bile güzel kabul ederim. Böylece, kendi dar penceremden görüp olumsuz diye tanımlayıp can sıkacak kısımları müspete çevirir ve mutlu olurum. Bu olanı olduğu gibi kabul etme ve buna bağlı olarak mutlu olma hali, ruhen ve bedenen zinde kalmama sebep olur. Doğru bakış açısının ve güzel tarafları görmenin iyileştirici atmosferi en iyi ilaçtır benim için.”

Etraf şaşkın ve derin düşünceler denizinde kulaç atmaktadır…

Bunu okuyunca öyle mi acaba diye zihnen bir yolculuk yaptım hayatımda. Mutlu ve mutsuz olduğum anları, sabahtan başlayarak akşama kadar huzurlu veya rahatsız devam eden günlerimi veya gecelerimi düşündüm. Haklılık payı vardı, evet…

Hepimizin bildiği bir cümle var: “Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır.”  Pek çok şey, anlamlandırma ile de ilgili. Karşınızdakinin -kendince olabildiğince geçerli sebepleri olan- bir halini, siz kendi iç dünyanızın referanslarıyla yanlış değerlendirip çok rahat kendi canınızı sıkabilirsiniz mesela. Ne zaman o kişi ile konuşsanız, sizin dünyanızda şekillenen ve canınızı sıkan şeyle uzaktan yakından alakası olmadığını öğrenirsiniz.

Burada başka bir okuma daha aktarıp sonra devam edeyim.

Yaşlarına göre genç, zinde ve sağlıklı gözüken bir kabileye işin sırrını sormuşlar. Kabilenin ileri gelenlerinden biri, hadis-i şeriflerden ve İbn-i Sina’dan da bildiğimiz bazı şeyler söylemiş. “Pişirdiğimiz zaman yemeği iyice pişiriririz, yerken de yemeği iyice çiğneriz. Midemizi ne çok doldurur ne de çok aç bırakırız.”

Fakat bundan sonra ilgi çekici şu cümleyi ilave etmiş: “Bir de haset denilen marazı semtimize uğratmayız, bizde kimse kimseyi kıskanmaz.”

Buyur buradan yak!

Ayet-i kerimede “Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanları kıskanıyorlar mı?”[1] denilmiş. Bir hadis-i şerifte de “Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir.”[2] buyuruluyor.

Şöyle etrafımıza baktığımızda gördüğümüz manzarayla ne kadar da uyuşuyor değil mi? Ferdi ve ictimai olarak buradan kaynaklı olduğu fikri daha net olarak gözüken ne kadar da problem var etrafımızda…

Anlatageldiklerimden yola çıkarak iman meselesine ulaştım ben. Kadere iman, Allah’a itimat, Allah’tan razı olmak, tevekkül ve kanaat konusunda net olsa insan/lık, bedeni, ictimai, siyasi, ekonomik… pek çok problemler rahat çözülebilir diye düşünmeden edemedim.

Ve Merkez Efendi’yi hatırladım.

Bir gün ders esnasında Sümbül Sinan Efendi, sohbetlerine devam eden Merkez Efendi’ye (Musa Efendi) şöyle bir sual sorar:

– Âlemi sen yaratsaydın, nasıl yaratırdın?

Musa Efendi şu cevabı verir:

– Efendim, bu mümkün değil ama mümkün olsaydı, her şeyi merkezinde bırakırdım. (Yani her şey bu gibi olurdu.) Âlem öyle bir tatlı nizam içinde ki buna bir şey ilâve etmek veya bir şeyi eksiltmek düşünülemez.


[1] Nisâ, 54

[2] Ebû Dâvûd, Edeb 44. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 22

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s