SERA MI, OKUL MU?

Hafta sonu eğitimci bir arkadaşla sohbet fırsatı oldu. Oradan buradan daha çok da domates ve balıktan konuştuk ama eğitimin dışına da hiç çıkmadık. Bütün konuşma boyunca sınırlayıcılık ve alan açma, öğretme ve öğrenmeye yardımcı olma arasında gidip geldik. Çünkü birisi arzu ettiğimiz, diğeri ise gerçeğimizdi…

Neyse… Arkadaş bir dönem domates yetiştirmeye merak salmış. O gün imkanlar dar ve bilgi ulaşım kaynakları sınırlı olsa da gayret etmiş ve elde ettiği bilgilerle hem kendisi için tecrübe ve icraat yapabilmiş hem de etrafında rol model olabilmiş.

Siyah truffledan golden nuggete, çiklota saksılıktan üzüm domatese, çerinin her çeşidine kadar yetiştirmiş. Alanı olmayan bu konuda araştırma, tohumunu alma, nasıl yetiştirileceği konusunda bilgi sahibi olma hatta işin içine girdikçe ihtiyaç duyduğu konularda fikir yürüterek daha selametlisini bulma gibi güzellikler elde etmiş.

Bunları anlatırken o kadar iyiydi ki hali, bu işleri yaparken ne kadar mutlu, üretken ve onu ileri götüren bir iş olduğunu anlamanız zor değildi. O anlattı, ben rahatladım. 

Buradan bir ara hobi konusuna girdik. Hobi olarak yapılan işlerin daha kalıcı ve sürdürülebilir olması için neler yapılmalı diye müzakere ettik. Çünkü çoğu hobiler farklı sebeplerden dolayı akim kalıyor, devam ettiremiyoruz maalesef. Spor yapan birisi bir noktadan sonra bir kulüpte devam edebilse daha kalıcı olurdu belki. Müzikle ilgilenen birisi bir süre sonra bir guruba katılsa, bir bütünün parçası olsa daha sürdürülebilir bir süreç yakalayabilirdi belki…

Tıp doktoru iken çizime merak salan bir tabibe hanımın doktorluk yapmayı bırakıp çizimle meşgul olduğunu görmüştüm, çizimlerini takip eden birisi olarak. Bunu da sevdiği şeyi işi haline getirmek isteği ve bu vesileyle de doktorluğu bırakıp buraya yönelmeyle izah ediyordu.

Her zaman herkes için elbette mümkün değil bu ama hobi edindiğimiz, meşgul olduğumuz şeyi az da olsa bırakmamak en güzeli belki de… Hadis-i Şerif’te söylenen de bu değil miydi: “Amellerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.”[1]

Balık konusuna girmeyeceğim, uzun gider. Bunları konuşurken zihnimizin bir köşesinde okul ve çocuklar vardı, yukarıda da söylediğim gibi. Okul, faydalarının yanı sıra dört duvarı olan, hareket sınırlayıcı ve bu böyledir yaklaşımıyla isteneni öğretme çabasında olunan yer olarak geldi bana şimdiye kadar. (Şimdiye kadar, zira güzel gelişmeler var.) 

Şöyle ki, bir bilmece var mesela, hepimizin bildiği ve hepimizin aynı cevabı verdiği. Pazardan aldım bir tane, eve geldim bin tane. Cevap nedir? Okul görmüş (öğretilmiş) herkes için nar’dır. Fakat günümüz çocukları buna mısır, cips gibi farklı cevaplar veriyorlar. Bizler de eğitilmişlik refleksiyle “Hayır bilemedin, nar” diye düzeltiyoruz. Bir sorunun farklı cevapları olabileceği, bazen de aynı sonuca farklı yollarla gidilebileceği doğrusunu unutuyor ya da bilmiyoruz. Gerek anne-babalar gerekse öğretmenler olarak “bu budur” modunda hareket ediyoruz.

Hay Allah, buraya nasıl geldik yine? Domates meselesinden okul konusuna gidecektik… Bugün bir sıkıntı da; çocuklar sadece müfredata göre hareket ediyor, dışına çıkamıyor.

Müfredat derken şu: Eskiden hemen hepimiz yaş fark etmez bir işin ucundan tutardık. Öğrendiklerimiz yaşadıklarımızla paralel giderdi. Şehirden kırsala gittikçe bu daha belirgin olurdu. Şimdi çocuklar her şeyi paket halinde yaşıyor, istendik davranıyor, sadece verilen kadarıyla muhatap oluyor…

Halbuki ailenin de okulunda vazifesi, çocukları hayata hazırlamak, hayatta karşılaşacakları durumlara gör onları yetiştirmektir. Bedenî, zihnî, kalbî hazır duruma gelmelerine yardımcı olmaktır. Bunu yaparken de bir sağlıkçı gibi davranmalıdır. Fakat sağlık ocağı gibi değil de uzaman doktor gibi. Yani mesela her hastadan önce teşhis için tahlil istenir, sonra tedavi uygulanır. Sağlık ocağında ise -normal olarak- mevsimlerin hastalıkları ve ilaçları vardır, direkt onlar verilir…

Eğitimde ise mesela her çocuk okula başlamadan önce göz muayenesinden geçer mi, hayır. Bazen yıllar sonra anlaşılır çocuğun tahtayı ve yazılanları göremediği. Çocuk hakkında detaylı aile bilgisi istenir mi, belki özel okullarda. Pedagojik/psikolojik testlerine bakılır mı, aksi durumlarda ancak. Hangi çocuk nasıl öğrenir tahlil ve teşhisiyle mi verilir eğitim, yoksa sağlık ocağı modunda her gelene aspirin şeklinde mi?

Domates virajını kaçırdık yine… Demem o ki çocuklarımız evlerde, okullarda, tatillerde bir işin parçası olsun. Bilgi verilecek elbette ama domates de yetiştirsin mesela. Balık büyütsün; gelişim süreçlerini gözlemlesin. Sorumluluk ve takibi anlasın. Başarmayı başarsın. Başarısızlığı ve her başarısızlığın nasıl tecrübeye dönüştüğünü fark etsin. Sınırlarını bilsin. Ama yaşayarak öğrensin. İçinde olarak yaşasın.

Gitsin serada yatsın bir hafta örneğin. Tatillerde hayvan otlatsın. Yaz ödevleri ağaçları tanıma olsun mesela. İzci kulüpleri ya da gençlik merkezleri iş birliğinde çevre temizliğine katılsın vs. vs. 

Her soru altındaki beş daireden birsini doldurmaktan eğlenceli olacağı kesin de en az okul kadar iyi gelecektir emin olun…


[1] Müslim, Müsâfirîn, 218

Foto: https://www.aa.com.tr/tr/yasam/ogrenciler-hem-ogreniyor-hem-uretiyor/1339700

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s