KAFA ADAMI

Nihayet fırsat bulup kafa adamına gittim bugün. Birkaç dükkân dolaştıktan sonra, kapısı önünde tüttürürken buldum. “Hayırdır, kapatıyor musun?” dedim. “Gel, haydi, senin de işin görülsün” deyip içeri aldı beni.

Vakit ikindiydi. Bir önceki dükkân açık fakat, kafa adamı yoktu. Selam verip sordum karşı dükkânda oturanlara. “Namazdan sonra” dedi biri, “ben de onu bekliyorum.” “Eyvallah” deyip başka yerlere bakmak için ayrılmıştım.

İşte bundan sonra da buraya gelmiştim. Gitmek üzereydi. Aslında vakit erkendi ama ben, müşterisi olmayan ve ilk benim muhatap olacağım bir kafa adamı bulmuştum. Rahat tavırlıydı. Buyur edip koltuğa aldıktan sonra başladı muhabbet. Aslında bundan dolayı kafa adamı diyordum bunlara. Siz berber diyorsunuz. Bazıları kuaför. 

Fakat benim için bunlar kafa adamıydı. İşleri kafayla idi. Daha çok muhabbet ehli anlamına gelen kafa adamlardı. Ne elleri ne de dilleri durmazdı. En son gelişmeler, haberler, siyaset ne varsa dillerindeydi. Taksi şoförleri de öyle denilebilir, lakin bunların asla bakan işleri de kafayla olduğundan ve bunlar her türlü adamın dilinden olması gerektiği gibi konuşmalarından dolayı da kafa adamlardı. Taksicilerin bazısı harbi militan gibidir. Kendi siyasi bakışından bahisle kafa adamından çok kafa ütüledikleri de vakıadır…

Her neyse… oturduk koltuğa, başladı bir muhabbet. Bu kez ters taraftan gelmişti. “Kafayı çok yormuşsun” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Saçların hem beyaz hem de dökülmüş” dedi. “En çok da tepeden gitmiş, fazla yüklenenlerde böyle olur” diye ekledi.

Ne desem bilemedim. “Ne iş yapıyorsun?” diye sordu. “Biraz yazar çizerim” dedim. “Belli” dedi. Koltuğa oturur oturmaz kafanın röntgenini çekmiş, elime vermişti.

Sonra düşündüm, ben kafayı ney/l/e yormuştum. Hazret-i Ömer’in kafasında beyaz kılı gördüğünde, her gün “Ölüm var ya Ömer” diye hatırlatmak üzere günde bir altına vazifelendirdiği adamı serbest bıraktığı aktarılır.

Efendimiz (sav)’in “Beni ihtiyarlattı” dediği bir sure var malumunuz. O surede geçen “Emrolunduğun üzere dosdoğru ol!” ayetidir, Efendimizin işaret ettiği. Efendimizin başını da bedenini de yoran bu cümle olmuştur. Efendimiz bu ikazla yo/ğ/rulmuştur. Hayatında en belirgin şey, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet olmuştur.

Kafa adamının verdiği ders neydi? “Kafayı yormuşsun” derken ne demek istemişti? Daha doğrusu, madem ona bu cümle söyletilmişti, benim anlamam gereken neydi? Yorduklarıma mıydı sual yoksa kafayı yormadıklarıma mı?

Büyüyen saçlarım için kafamı teslim ettiğim adam bana bu cümleleri söylüyordu. Peki, içindekiler için kime teslim olmalıydım ve beni hangi sorular bekliyordu? Yorulmuş kafanın tıraşı ne olacaktı sanki, on dakikada bitti. Ya içindekilerin? Onlar da on dakikada hallolur muydu?

Muhabbet biraz da kafa adamının özelinden devam etti; hanımı boşamış, evde bir çocuk onu beklermiş. Bundan dolayı da erken kapatıyormuş. Hayırlısı olsun diledik birbirimize ve ayrıldık.

İlçeye yakın ama ortamı köy olan meskûn mahalle geldiğimde semavere ateşi verdim. Yeni sürgün çayla Tirebolu 42 numara çayı karıştırtıp kafama göre bir çay demledim. Bir de dedim, kafama göre bir adam olsa da şu içerideki beyazları konuşsak…

Çaylar hazır, kafa yor/umla/mak isteyen olursa adres belli…

Yorum bırakın